Sendikacılıkta Değişmeyen İsimler, Değişen ise Sadece Takvimler.. Sendikalar, emekçinin hakkını savunmak için kuruldu.
Hiçbir sendika, bir kişinin yıllarca aynı koltukta oturup kendisine siyasi ya da ekonomik bir güç alanı oluşturması için var olmadı. Ancak bugün gelinen noktada bazı sendikalarda yaşanan tablo, demokratik temsil anlayışından çok "krallık sistemi"ni andırıyor. Kongreler yapılıyor, sandıklar kuruluyor, delegeler oy kullanıyor; fakat sonuç çoğu zaman değişmiyor. Takvim değişiyor, yıllar geçiyor, başkan değişmiyor.
İşçinin, memurun alın teriyle ayakta duran sendikalar, bazı yöneticiler için adeta vazgeçilmez bir saltanat kapısına dönüşüyor. Koltuğa oturan kalkmak istemiyor, bayrağı devretmek yerine koltuğu ömür boyu sahipleniyor.
Zonguldak'ta bunun örnekleri saymakla bitmiyor
Sendikacılık Meslek Değil, Geçici Bir Temsil Görevidir
Sendikacılık ne bir ömür boyu maaş garantisidir ne de emekliliğe kadar sürdürülecek bir makamdır. Asıl işi temsil ettiği meslek olan insanların, belirli bir süre üyeler adına mücadele etmesi gereken demokratik bir görevdir.
Ancak yıllarca hastaneye gitmeyen sağlıkçı, okuldan uzak kalan eğitimci, üretim bandını unutan işçi temsilcisi, zamanla temsil ettiği kitleden kopuyor. Masada oturanla sahada çalışan arasındaki mesafe büyüdükçe sendikacılık da özünden uzaklaşıyor.
Emekçinin sorununu anlamanın yolu makam aracına binmekten değil, aynı iş yerinin tozunu yutmaktan geçer.
Koltuk Sevdası Demokratik Temsili Gölgeliyor
Türkiye'de sendika yöneticileri için yasal dönem sınırının bulunmaması, aynı isimlerin yıllarca yönetimde kalmasının önünü açıyor. Bunun adı artık istikrar değil, koltuğu bırakmama alışkanlığıdır.
Her kongre öncesinde "Bu son adaylığım" deniliyor, kongre bitince aynı isim yeniden kürsüye çıkıyor. Bir sonraki kongrede aynı cümle tekrar ediliyor. Bu döngü yıllarca sürüyor.
Bunun demokrasiyle açıklanması giderek zorlaşıyor. Çünkü demokrasi sadece seçilmek değil, gerektiğinde görevi devretmeyi de bilmektir.
Krallık Hevesi Sendikalara Zarar Veriyor
Hiçbir sendika bir kişinin şahsi mülkü değildir. Hiçbir başkan da ömür boyu o makamın sahibi değildir. Buna rağmen bazı yöneticiler, koltuklarını adeta miras bırakılacak bir taht gibi görüyor.
Farklı isimlerin önünün kesildiği, yeni kadroların yetişmesine fırsat verilmediği, eleştirinin ihanet sayıldığı bir anlayışın adı demokratik sendikacılık olamaz.
Krallar değişmediği sürece saray büyür, halk küçülür.
Sendikalarda da durum farklı değildir. Başkan güçlendikçe üyenin sesi zayıflıyorsa, orada temsil değil hâkimiyet başlamış demektir.
Maaş ve Makam Koltuğu Vazgeçilmez Hale Getiriyor
Profesyonel sendikacılığın sağladığı maaşlar, makamlar, araçlar ve çeşitli imkânlar bazı yöneticiler için temsil görevini bir yaşam biçimine dönüştürüyor.
Temsil ettiği üyeden çok daha yüksek gelir elde eden, yıllardır asli mesleğini yapmayan bir yöneticinin zamanla önceliği emekçinin hakkı değil, kendi makamını korumak olabiliyor.
İşte asıl tehlike de burada başlıyor. Mücadele yerini statüye, temsil yerini kişisel çıkarlara bırakıyor.
Sorumluluk Sadece Başkanlarda Değil..
Elbette bu düzen yalnızca koltuğu bırakmayan yöneticiler sayesinde ayakta kalmıyor. Aynı isimleri yıllardır yeniden seçen delege sistemi ve sessiz kalan üyeler de bu tablonun bir parçası oluyor.
Eğer değişim istenmiyorsa mevcut düzen devam eder. Ancak değişim talep ediliyorsa bunun ilk adımı, sendikaları kişilere değil ilkelere bağlı kurumlar haline getirmektir.
Artık Yasal Düzenleme Kaçınılmazdır
Bu sorun, "Bir dahaki kongrede bırakırım" sözleriyle çözülecek noktayı çoktan geçti. Devletin sendikal demokrasiyi güçlendirecek adımlar atması gerekiyor.
Yöneticilere en fazla iki ya da üç dönem görev sınırı getirilmeli, görev süresi sona erenler asli mesleklerine dönmeli, sendika yöneticilerinin mali hakları makul sınırlar içinde tutulmalıdır. Sendikalar, kişilere bağımlı değil kurallarla yönetilen kurumlar haline gelmelidir.
Bayrak Devretmek Erdemdir, Koltuğa Tutunmak Değil
Gerçek lider, arkasında yeni liderler yetiştirendir. Gerçek sendikacı ise zamanı geldiğinde koltuğunu bırakıp yeniden üyelerinin arasına dönebilen kişidir.
Sendikalar krallık değildir. Başkanlar da kral değildir. O koltuklar kimsenin tapulu malı değildir.
Sendikacılık, koltuğa ömür boyu tutunma yarışı değil; emekçiye hizmet etme sorumluluğudur. Bayrağı devretmeyi bilmeyenler, temsil ettikleri insanlara demokrasi dersi veremez.