Bir yolcu vardı... Herkesin bağırarak gittiği yerlerden sessizce ayrılırdı.

Bilirdi ki gürültü, kalbin dağınıklığından gelirdi.
Giden bağırır,kalan susardı.
O susmayı tercih etmişti.
Çünkü susmak, edebin son durağıydı.
Yolcu şunu erken öğrenmişti:Kalmak isteyenin bahanesi olmazdı.
Kalmak istemeyen ise gerekçeyi çoğaltırdı.
O yüzden kimseyi ikna etmeye çalışmadı.
Gönlüyle duran zaten dururdu. Ayağı geri kayanın arkasından çağrılmazdı. Herkesin nasibi, yürüdüğü yol kadardı.
Ayrılık sandığı birçok şeyin aslında, bir çağrı olduğunu fark etti.
Bazı vedalar kopuş değildi,gecikmiş bir kavuşmanın işaretiydi.
Özlem,kalbi yaralayan bir eksiklik değil,bağın hâlâ diri olduğunu hatırlatan ince bir sızıydı.
Seven,yoklukta da sevmeyi bırakmazdı.
Geceler onun için birer dergâhtı. Sessiz vedalar yürekte birikir, sabırla taşınırdı.
Acı anlatılmazdı, taşınırdı.
Beklemek bir dua hâline gelirdi.
Acele edilmezdi. Çünkü acele,nefsin sesiydi.
Sabır ise kalbin diliydi.
Umut bir heybe gibi omzundaydı.
İçinde hayal kırıklıkları da vardı ama yere bırakılmazdı.
Çünkü her özlem, içinde bir vuslat tohumu taşırdı. Kavuşmak bazen bir insana olmazdı. İnsan,kendine kavuşurdu. Kaybettiğini sandığı sükûnete, merhamete,güvene.
Bir yerden sonra sözler sustu.
Hâller konuşmaya başladı.
Diller çok şey söyledi ama gerçeği davranış fısıldadı. Yolcu,söze değil iz bırakana baktı. Seven beklerdi. Beklerken kendini incitmezdi.
Çünkü incitilen kalpte vuslat yeşermezdi.
Zaman ona şunu öğretti:Sessiz vedalar boş değildir. Gürültüsüz gidişler, içini terbiye etmiş kalplerin işidir. Susmak, vazgeçmek değildir. Susmak,özlemi kirletmemektir.
Aslında hikâye burada bitmez.Çünkü her yolcunun bildiği bir sır vardır:Vuslat acele edenlere verilmez. Sabredenlere, beklemeyi bilenlere nasip olur.
Özlem yolu uzatır ama anlamı derinleştirir.
İşte sonunda insan, tam da olması gereken yerde kavuşur, sevdiğine.

Murat İLERİ