Devletime Asla Asi Olmadım!

Ben Devletçiyim!.

Vatan, Millet, Devlet meselelerinde her daim devletten nemalanan ve buna rağmen Devletine sövenlerden değilim..

Devlet bana ne verdi de Devletime, milletime bu kadar bağlıyım?

Devlet okulunda okumamın dışında devlet bana geçimimi sağlamak için hiç bir imkân vermedi!

Devlet okulunda da kitaplarımı, defterlerimi, kara tahtanın tebeşiri yine cebimden aldım.

ABD den gelen Marshall Yardımları kapsamında dağıtılan süt tozu dışında Devletimin bana bir şey verdiğini hatırlamıyorum!

Bu yaşıma kadar Devletin ekmeği kursağımdan geçmedi!

Devletin hiç bir kurumunda çalışmadım!

Devletin hiç bir kuruluşundan karşılıksız faydalanmadım!

Devlet istedi ben verdim, ben istedim Devlet bana benim bedelini ödediğim kadarını verdi!

80 li yıllarda meslek lisesinde okudum. Okudum lakin maddi imkansızlıklarla tamamlayamadım.

Devlet bana “ben seni okutayım, yol ücretini ödeyeyim, karnını doyurayım, elbiseni alayım, okul tatillerinde sana iş verip cebine harçlık koyayım” demedi!

Askerlik çağım geldi.

Devletim için, anamın cebime koyduğu para ile asker ocağına gittim.

Asker maaşı adı altında verdikleri para ile belki bir paket sigara alınıyordu. Yine anamın türlü zorluklarla gönderdiği para ile askerde ki ihtiyaçlarımı karşıladım.

Teskeremi aldığımda yine anamın gönderdiği para ile otobüs biletimi alıp memleketime döndüm.

Asıl askerlik askerden sonra başlar diyorlardı.

Bunu bir kaç kez sınava girip bir işe girmeye gücüm yetmediğinde anlamaya başladım.

Askerden sonra Devletin bazı kurumlarında sınavlara girdim. Aldığım yeterli puanlara rağmen yetersiz puan alanların girdikleri işlerde Devlet bana yine sahip çıkmadı!

Bu iş senin hakkın, öncelik senin, gel başla, evine ekmek götür demedi.

İlk sigorta girişim Tarım Sigortalı olarak gerçekleşti.

Sigorta primlerimi günlük işlerde çalışarak zaman zaman da anamın Pazarda sattığı, süt, yumurta, mısırdan kazandıkları ile ödedim!

Ödeyemediğim zamanlarda Devlet senin primini ben ödeyeyim demedi.

Birçok iş müracaatım sonuçsuz kaldı.

Devlet bırakın bana sahip çıkmayı o dönemlerde bölgeme de sahip çıkmadı!

Bir maden ocağı, iki demir çelik fabrikası..

Mükellefiyette Zonguldaklılar çektiler sıkıntıyı, sonrasında dışarıdan gelenleri ihya etti maden ocakları..

Alternatif tek bir iş olanağı yok..

Ankara’da dayın yoksa her yer sana duvar, her kapı kapalı...

O dönemlerde Zonguldak, özel sektörün cirit attığı İstanbul gibi değil..

96 yılında Asker Arkadaşımın beni Turizm de iş çok, gel burada çalış demesiyle yolum gurbete düştü.

Tarım sigortalı olarak başlayan primlerimi özel sektör çalışanı olarak yatarak değil alın terimin son damlasına kadar çalışarak, üreterek tamamladım.

Emekliliğimi hak ettim ancak Devletin sgk da ki memurları beni tam 4 ay oyaladı. Devletime yine de isyan etmedim..

15 temmuz darbe girişimi olduğunda Devletimin, milletimin, Vatanımın güvenliği için ilk sokağa çıkanlardan oldum.

Devletten nemalanıp Devletine saldırı olduğunda bankamatiklere, marketlere koşan, evde yorganı kafasına çekenlerden olmadım..

11 ili kapsayan deprem de evimin kapısını depremzedelere açtım.

Yasal prosedürleri yerine getirmek için Devletin noterinde vekalet ücretini cebimden karşıladım..

Deprem bölgesine düzenli gönderilmesi kaydıyla emekli maaşımın yarısını Devletime bağışlamak istiyorum diyerek resmi kurumlara başvurdum.

Küresel etkenler, Pandemi, Deprem, Yangın derken Ekonomik zorluklar yaşadığımız günlerden geçiyoruz.

Emekliye verilen zamları eleştirerek “acımızdan ölüyoruz, Devlet nerede?” Diyenlerden olmadım..

Hep şükrettim.

Devlet benden büyük benden güçlü olmasına rağmen ben hep devletime verdim ve asla DEVLET NEREDE diye isyan etmedim!

Devletimden değil lakin Devletime sırtını dayayanlardan çekiyoruz ne çekiyorsak...

Liyakatsız memurundan,

Kendine çalışan,

Kendi koltuğunu düşünen milletvekilinden,

Yandaşlarının işini gören belediye başkanlarından çekiyoruz..

Millet olarak ne çekiyorsak! Devletin denetlemek üzere görevlendirdiği lakin rüşveti ballı kaymak gibi gören parazitlerin işlerini yapmamasından dolayı çekiyoruz..

Millet olarak ne çekiyorsak! Devleti yönetmek için karşımıza aday diye dayatılan ve seçildiklerinde kendilerine, yedi sülalesine, yandaşlarına hizmet edenlerden çekiyoruz..

Millet olarak ne çekiyorsak! Liyakatsiz kadroları devletin bünyesine yerleştiren siyasilerden çekiyoruz..

Millet olarak ne çekiyorsak! Devleti yönetenlerin açtığı iş sahalarında çalışırken devletine sövenleri işe yerleştirenlerden çekiyoruz.

Filyos Gaz sahasında çalıştıkları halde “gaz yok!” diyenlerin hala buralarda çalışmalarına göz yumanlardan çekiyoruz..

Devletin bir çok kurumu istila altında..

Devleti için mücadele edenlerin değil, Devletine küfredenlerin işleri görülüyorken,

Devleti için her türlü fedakârlığı yapanlar yine devletin kapısında mağdur ediliyor.

Devletin içindeki bu virüslerin tek amacı var.

Vatandaşa bürokrasi uygulayarak şükredenleri yıldırmak, onların dirençlerini kırmak..

Hastanelerde, vergi dairelerinde, tapu müdürlüklerinde ve devletin bazı kurumlarında işleri aksatarak Devlete düşman olmalarını sağlamak..

Yaşadığım tüm olumsuzluklara rağmen Devletime asla asi olmadım..

Ancak devletimi yönetenlerin silkelenip kendine gelmesi ve har alanda hak, eşitlik ve adaleti sağlaması gerekiyor...

***************

Dijital Dönem!

Vatandaşı soymanın, kasaları doldurmanın yeni yöntemi!
Marketlerde Dijital Etiket Dönemi"

Etiketler artık bir tuşla anında değişebilecek. Bir önce ki fiyatı da göremeyeceksiniz.
Kasaya sizin önünüzden giren bir müşteri bir ürünü 100 TL ye aldıysa siz kasada aynı ürün için bir anda 125 TL ödeyebilirsiniz!.

Ticaret bakanlığı bu işe ne diyecek?
Bu sistem başlamadan tedbir alacak mı yoksa tepkilerin dozuna göre mi ayar verecek?