Bir çocuk büyürken yalnızca yürümeyi öğrenmez... Seslerden anlam çıkarmayı, bakışlardan güven duymayı,sevgiyi ve merhameti de öğrenir.
Bazen bir el omzuna dokunur,dünyayı sırtlayacak kadar güçlü hisseder kendini.
Bazen bir söz düşer yüreğine,yıllar geçse de unutamaz.
İnsan ömrü boyunca nice yollar yürür. Kimi zaman kalabalıklar içinde yalnız kalır,kimi zaman bir çift güzel sözle yeniden ayağa kalkar.İşte hayatın en derin yerinde ne korku vardır ne de buyurganlık...
Orada yalnızca gönülden gönüle uzanan görünmez bağlar vardır.
Yunus Emre’nin dediği gibi:
"Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil..."
Çünkü insanın gerçek imtihanı hükmetmekte değil, incitmemektedir.
Nice güçlü insanlar gördük,sesleri yüksek makamları büyük,sözleri sert...
Fakat bir yetimin başını okşayan şefkatin karşısında hepsi bir gün sessizliğe karışıp gitti.
Mevlânâ’nın çağrısı da asırlar sonra hâlâ aynı yerden yankılanıyor:
"Sevgiyle gelenin yükü ağır olmaz."
Kalbe sevgiyle dokunan bir insan, bin emrin yapamadığını bir tebessümle başarır.
Çınar olmak yalnızca büyük görünmek değildir.
Kök salmak gerekir.
Gölge olmak gerekir.
Yağmurda sığınak, sıcakta nefes olmak gerekir.
İnsan,arkasında bıraktığı servetle değil,duasını aldığı gönüllerle hatırlanır.
Bir gün herkes gider...
Evler boşalır.
Sokaklar sessizleşir.
Fotoğraflar sararır.
Yıllara meydan okuyan tek şey ise bir kalpte bırakılan iyilik olur.
Belki de hayatın sırrı tam burada gizlidir:
Bir insanın omzuna yük olmak değil, yükünü hafifletebilmek...
Bir gönle hükmetmek değil, o gönülde yer bulabilmek...
Bir iz bırakmak değil,güzel bir dua olarak hatırlanabilmek...
Dünya kimseye kalmaz.
Güç de kalmaz, makam da kalmaz, söz de kalmaz.
Bir çift samimi göz, bir içten tebessüm, bir mazlumun duası kalır.
Geriye dönüp bakıldığında insanın yüreğini ısıtan da işte bunlardır.
Çünkü gönülde açan çiçeklerin mevsimi hiç bitmez.
Bir kalbe sevgi düşmüşse,orada hayat da vardır, umut da vardır, insanlık da vardır.
Murat İLERİ