Bir zamanlar insan, yanlış yaptığında dururdu.
Durmak bir zayıflık değildi.
Durmak,içe bakmaktı.
Hata,insanı küçültmezdi;aksine insan,hatasıyla büyürdü.
Yanlışını görmek bir irfan işaretiydi.
Bugünse başka bir iklimdeyiz.Yanlış yapan geri çekilmiyor,öne çıkıyor.
Özür,kalbi onaran bir cümle olmaktan çıktı;egoyu yaralayan bir tehdit sayılıyor. İnsan,kusurunu kabul ettiğinde yücelmiyor, küçültülüyor.
Yanlışı savunmak maharet,yüzsüzlük cesaret gibi sunuluyor.
Eskiden utanmak, insanı kendine getirirdi.
Şimdi utanmak, zayıflıkla karıştırılıyor.
Yüz kızarması yerini pişkinliğe bıraktı. Ayıp duygusu, modern hayatın kalabalığında sessizce boğuldu. “Ne var bunda?” cümlesi,vicdanın üzerini örten hazır bir battaniye oldu.
İlişkiler de değişti... Kalp kırmak ağır bir yüktü eskiden.
İnsan, karşısındakinin canını acıttığını fark edince susar,geri çekilir,düşünürdü. Şimdi kırılan kalbe dönüp bakılmıyor. İncinen,hassas olmakla suçlanıyor. Yaraya merhem olmak yerine,yaralı susturuluyor.
Sınır bilmek saygıydı bir vakitler.
Mesafe,nezaketin diliydi.Şimdi sınır koyan “Zor”, mesafesini koruyan “soğuk” ilan ediliyor. Haddini aşan durdurulmuyor;alanı genişletiliyor. Saygısızlık, samimiyet ambalajına sarılıp pazarlanıyor.
Susmak da anlamını yitirdi.
Susmak, düşünmenin bir hâliydi.
Şimdi susmak kabullenmek sanılıyor.
Konuşmak çözüm içindi eskiden. Bugün konuşan, huzur bozan kişi olarak damgalanıyor. İnsan,derdini dile getirdikçe yalnızlaşıyor.
Güven davranışla inşa edilirdi.
Şimdi güven talep ediliyor ama karşılığı verilmiyor.
Dostluk zaman isterdi.
Şimdi işe yaradığı kadar sürüyor.
Emek yerini hıza bıraktı.Herkes kendini garantiye almanın derdinde, kimse kimseyi kollamıyor.
Tasavvuf ehli, insanın kalbini bir emanet bilirdi.
Kalp kırmaktan sakınırdı;çünkü bilirlerdi ki gönül, Kâbe’den naziktir. Bugün gönül kırmak sıradan bir kazaya dönüştü.
İnsan,kalbini kırdığına bakmadan yoluna devam ediyor.
Sevgi sorumluluktu bir zamanlar.
Şimdi konfor alanı. Sadakat bir duruştu. Şimdi beklenti olarak görülüyor,hatta baskı sayılıyor.
Kalmak cesaret isterdi.Şimdi kalmak safdillik diye küçümseniyor. Gitmek son çareydi. Bugün bilinen ilk refleks!...
Sorun etmezsen çiğniyorlar.
Sorun edersen seni suçluyorlar.
Susarsan alışıyorlar.
Konuşursan uzaklaşıyorlar.
Sonra da şaşkın bir yüzle soruyorlar:
“İnsanlar neden yalnız ? ”
Çünkü artık yanlış insanla kurulan bağ, yalnızlıktan daha ağır bir yüktür.
İnsan bazen kalabalıkların ortasında değil, kendi vicdanında yalnız kalır. Tasavvufun dediği gibi mesele kalabalıkta olmak değil,gönülde yer bulabilmektir. Herkesin konuştuğu yerde söz azalır, herkesin haklı olduğu yerde hak kaybolur.
Belki de mesele zaman değil,insanın kendine yabancılaşmasıdır. Kalbin sesini susturan bir çağda yaşıyoruz.
O sesi yeniden duymadan,ne ilişkiler onarılır ne de yalnızlık diner.
Murat İLERİ