Husiler, Yemen’deki iç savaşın taraflarından biri olarak Suudi Arabistan’a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemektedir. Saldırıların temelinde Suudi Arabistan’ın Yemen’de uluslararası sahada tanınan hükümeti desteklemesi, Husilerin bölgesel gayeleri ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki uzun süreli kudret mücadelesi bulunmaktadır. Ekim 2026’da tazeden tırmanan çatışmalar, iki taraf arasındaki gerilimi artırmaktadır. Riyad yönetimi Husilerin saldırılarını güvenlik tehdidi olarak değerlendirirken Yemen’deki askeri mücadele de sürmektedir.
Husilerin Suudi Arabistan’a gerekçe saldırdığı sorusu, son periyotta füze ve İHA saldırılarının tazeden yoğunlaşmasıyla gündeme gelmektedir. Yemen’deki çatışmaların alan sınırlarını aşması, enerji tesisleri ve hava ulaşımı üzerindeki tehlikeleri artırmaktadır. Yaşanan terakkiler, Yemen’deki iç savaşın vatanın iç siyasetiyle sınırlı olmadığını kez daha ortaya koymaktadır.
Husiler Neden Arabistan’a Saldırıyor?

Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışma, uzun yıllardır devam eden Yemen savaşının önemli parçasını oluşturmaktadır. Suudi Arabistan, 2015 yılında Husilere karşı Yemen hükümetini destekleyen askeri koalisyona öncülük etmiştir. Husiler ise Riyad yönetiminin askeri müdahalesine karşı çıkmaktadır. Taraflar arasındaki mücadele, yıllar içinde füze saldırıları ve sınır ötesi operasyonlarla ayrı boyuta taşınmaktadır.
Husiler, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarla askeri baskı kurmayı ve Riyad’ın Yemen’deki operasyonlarını zorlaştırmayı amaçlamaktadır. Saldırılar, Yemen hükümetine verilen desteğe karşı misilleme niteliği de taşımaktadır. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki askeri faaliyetleri arttığında Husilerin saldırı tehdidi de yükselmektedir.
2026 yılında çatışmaların tazeden şiddetlenmesi, karşılıklı askeri baskıyı daha görünür hale getirmektedir. Ekim ayında Suudi Arabistan’a yönelen füze ve insansız hava aracı saldırıları, vatanın hava savunma düzenlerini güncelden gündeme taşımaktadır. Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı da saldırıların hedefleri arasında mahal almaktadır.
Yemen’deki krizin kökenleri 2011 yılında başlayan siyasi başkalaşım sürecine uzanmaktadır. Uzun vade vatanı yöneten Ali Abdullah Salih’in görevden ayrılmasının ardından siyasi geçiş süreci istikrarlı tarzda ilerlememiştir. Ülkedeki iktidar mücadelesi ve yönetim problemleri, silahlı çatışmaların önünü açmıştır.
Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirerek ülkedeki enerji dengesini değiştirmiştir. Uluslararası sahada tanınan hükümetin gerilemesi üzerine Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon 2015 yılında askeri müdahalede bulunmuştur. Yemen’deki iç savaş, bölgesel aktörlerin geçerliden dahil olduğu çatışmaya dönüşmüştür.
Savaşın yıllar boyunca devam etmesi, Yemen’de ağır bireyi krize yol açmıştır. Altyapı zarar görmüş, milyonlarca kişi yardıma ihtiyaç duymuştur. 2022’de sağlanan ateşkes, çatışmaların yoğunluğunu zaman dilimi azaltmış olsa da taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlıkları ortadan kaldırmamıştır.
Husiler, İran’ın desteklediği bölgesel aktörlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Tahran ile Husiler arasındaki ilişki, Suudi Arabistan’ın güvenlik politikalarında mühim konum tutmaktadır. Riyad yönetimi, İran’ın bölgedeki etkisinin artmasını kendi ulusal güvenliği açısından belirsizlik olarak görmektedir.
İran’ın Husilere askeri ve teknik destek sağladığı yönündeki yorumlar, Yemen savaşının bölgesel rekabet boyutunu güçlendirmektedir. Buna ek olarak Husilerin kararlarını İran’ın yönlendirmesiyle açıkladığını varsaymak isabetli değildir. Husilerin füze ve insansız hava aracı kapasitesi, Suudi Arabistan’ın geniş coğrafyasındaki kritik ayrıntıları tehlike edebilmektedir. Hareketin Yemen içindeki siyasi nişanları ve yerel kudret mücadelesi de çatışmanın seyrini etkilemektedir.
Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabet, Yemen’in yanı sıra Orta Doğu’daki ayrı kriz sahalarında da hissedilmektedir. Durum, Yemen’deki çatışmaların diplomatik yollarla çözülmesini zorlaştırmaktadır.
Füze ve insansız hava aracı saldırıları, Suudi Arabistan’ın hava savunması üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Havalimanları, enerji tesisleri ve askeri noktalar, saldırı tehdidinin öne çıktığı sahalar arasında mekan almaktadır. Sivil havacılığın aksaması, vatana yönelik seyahatleri ve ticari faaliyetleri de etkileyebilmektedir.
Ekim 2026’da Riyad’daki havalimanına yönelik saldırının ardından Suudi yetkililer hava savunma sistemlerinin gerekçe saldırıyı önleyemediğini tetkiğe başlamıştır. Füze ve İHA’ların birlikte kullanılması, savunma sistemlerinin tüm riskleri etkisiz hale getirmesini güçleştirebilmektedir. Terakkiler, vatanın güvenlik önlemlerini tazeden değerlendirmesine yol açmaktadır.
Çatışmaların Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı çevresindeki gelişmelerle birleşmesi, krizin ekonomik tesirlerini de artırmaktadır. Babülmendep, uluslararası deniz ticareti açısından stratejik değere sahiptir. Bölgedeki güvenlik meseleleri, enerji taşımacılığı ve küresel ticaret rotaları üzerinde baskı yaratabilmektedir.
Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarının temelinde Yemen savaşındaki karşıtlık, Riyad’ın askeri müdahalesine yönelik tepki ve bölgesel kudret mücadelesi bulunmaktadır. 2026’da modernden yoğunlaşan çatışmalar, iki taraf arasındaki gerilimin henüz kalıcı şekilde çözülemediğini göstermektedir. Saldırıların sona ermesi ise Yemen’deki siyasi anlaşmazlıkların çözülmesine ve bölgesel aktörler arasındaki gerilimin azaltılmasına bağlı görünmektedir.




