İnsan bazen farkına varmadan yer değiştirir. Bedeni hâlâ aynı sokakta, aynı evde durur ama ruhu çoktan başka bir iklime taşınmıştır.

Sevmenin en sarsıcı tarafı da budur. Kişiyi bulunduğu yerden alır,alıştığı düzeni sessizce söker,onu bambaşka bir iç ülkeye bırakır. Üstelik insan o eski yerinden memnun bile olsa,bu göç engellenemez.
Sevmek bir yer değiştirme hâlidir. İnsan sevdiğinde, daha önce yaşadığını sandığı her şeyin aslında bir prova olduğunu anlar.
Yürümeyi yeniden öğrenir, konuşmayı başka bir dille dener, suskunluğun bile anlamı değişir. Kendine dair bildiklerini baştan gözden geçirir. Gücünü, korkusunu, öfkesini, merhametini yeni baştan tanır.
Bu hâl bir yeniden doğuştur. İnsan ilk defa gerçekten “ait” olduğunu hisseder. Aidiyet artık bir adres değildir; bir kalbin içi, bir sesin tonu, bir bakışın güvenidir. Orası yurt olur. Oradan uzakta kalan her yer geçici, her durak sürgün gibidir.
İnsan sevdiği yere uzak kaldıkça, kalabalıkların ortasında bile kendini mülteci hisseder.
Özlem burada sıradan bir hasret değildir.İçte bir sancı,göğüste dinmeyen bir yangın olur.
Bu yangın başka hiçbir toprakta sönmez.Sevilene ait olan hava,başka bir yerde solunmaz. Kokusu bile ruhu doyuran o yer, insanın vatan anlayışını baştan yazar.
Bayraklar,sınırlar, haritalar anlamını yitirir; vatan bir insanın varlığına dönüşür.
Sevgi insanı taşımalıdır.Yerinden, konforundan, alışkanlıklarından söküp almalı;onu kendi hakikatine doğru sürüklemelidir.
Eğer sevgi bunu yapamıyorsa,insanı olduğu yerde çakılı bırakıyorsa,adına aşk demek sadece bir avuntudur. Yaşamak zannedilir ama aslında oyalanmaktır.
Gerçek sevgi insanı kutsal saydığı o toprağa taşır. Taşıyamıyorsa, geriye kalan şey yalnızca iyi niyetli bir duygudur.
İnsan sevdiğinde yerini bulur.
Yerini bulmayan sevgi ise ne kadar gürültü çıkarırsa çıkarsın,ruhu susturamaz.

Murat İLERİ