Kimse kusura bakmasın. Yerel gazeteciyiz diye ülkemizde 80 milyonu ilgilendiren, yani her birimizin cebini ilgilendiren fon vurgunu iddiaları hakkında da birkaç kelimeyle düşüncelerimizi ifade edeceğiz tabikide. Yerel gündem önemli ama böyle Önemli konularıda es geçmek bize yakışmaz doğrusu diyerek sözlerime başlıyorum
Mesele Sadece Bir Vurgun İddiası mı. Türkiye son günlerde Fatma Betül Sayan Kaya hakkında gündeme gelen ciddi iddiaları konuşuyor. Ortaya atılan rakamlar kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, iddiaların ardından istifasi da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildi.
Elbette bu tür iddiaların gerçeği ortaya çıkaracak makamı bellidir. Savcılık ve ilgili kurumlar gerekli incelemeyi yapacak, varsa suç ve sorumlular hukuki süreç sonunda ortaya çıkacaktır. Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka.
Bu olay yalnızca tek bir kişinin, tek bir ailenin ya da tek bir dosyanın meselesi olarak mı ele alınmalı?
Yoksa Türkiye'nin son yıllarda farklı sektörlerde karşı karşıya kaldığı daha büyük bir sorunla mı yüz yüzeyiz?
Asıl Sorulması Gereken Sorular
Kaçakçılık dünyasında anlatılan eski bir yöntem vardır.
Dikkatleri başka bir yere çekmek için küçük bir araç öne sürülür, asıl yük ise başka bir araçla farklı bir güzergâhtan geçirilir.
Bu elbette burada yaşanan olayın böyle olduğu anlamına gelmez.
Ama kamuoyunun sorması gereken soru şudur:
Ortaya çıkan olay gerçekten başlı başına bir olay mıdır, yoksa daha büyük bir tablonun yalnızca görünen kısmı mıdır?
Eğer milyarlarca liralık bir usulsüzlük iddiası doğruysa, bunun tek kişinin iradesiyle ve hiçbir bağlantı olmadan gerçekleşip gerçekleşemeyeceği de araştırılmalıdır.
Kimler biliyordu?
Kimlerle temas vardı?
Bu süreçte başka kişiler, şirketler veya bağlantılar var mıydı?
Varsa para hangi kanallardan hareket etti?
Bunlar cevaplanmadan yalnızca bir ismin üzerine yoğunlaşmak, meselenin tamamını görmemize yetmeyebilir.
İlk Kez Mi Oluyor?
Bir başka önemli soru da şu:
Eğer iddialar doğrulanırsa, bu gerçekten ilk kez yapılan bir iş miydi?
Yoksa geçmişe uzanan başka işlemler, başka ilişkiler ve başka para hareketleri var mıydı?
Bunu elbette biz bilemeyiz.
Bilmemiz de gerekmiyor.
Bunu ortaya çıkaracak olan bağımsız ve hukuka uygun soruşturmadır.
Ama kamuoyunun bu soruları sorması son derece doğaldır.
Çünkü ortada gerçekten milyarlarca liralık bir kamu zararı ya da haksız kazanç varsa, toplum yalnızca son noktayı değil, o noktaya nasıl gelindiğini de bilmek ister.
Türkiye'nin Asıl Sorunu Daha Büyük Olabilir
Benim açımdan meselenin en çarpıcı tarafı burası.
Bugün sadece siyaset dünyasında değil, hayatın birçok alanında insanların güven duygusunun zedelendiğini görüyoruz.
Bir gün tavukçuluk sektörüne ilişkin operasyon haberleri çıkıyor.
Başka bir gün yumurta sektöründe tartışmalar yaşanıyor.
Bir başka gün komisyoncular, marketler, üreticiler veya farklı sektörler gündeme geliyor.
Sonra vatandaş markete gidiyor ve aynı ürünü birkaç ay öncesine göre çok daha pahalı görüyor.
Market fiyatı tartışılıyor.
Peki ürün markete gelmeden önce neler oluyor?
Üretici ne yapıyor?
Fabrika gramajı değiştiriyor mu?
Ambalaj küçülüyor mu?
Tedarik zincirinde fiyat kaç kez değişiyor?
Aradaki her halka kendi payını artırdığında faturayı en sonunda kim ödüyor?
Vatandaş.
Yeni Çağın Simyacıları
Eskiden simyacılar değersiz metalleri altına çevirmeye çalışırdı.
Bugünün bazı fırsatçıları ise sanki başka bir yöntem bulmuş gibi.
Değersiz olanı değerli gösteriyor.
Sıradan ürünü özel ürün diye pazarlıyor.
Normal ürünü "köy ürünü" diye sunuyor.
Tavuğun yumurtasını farklı bir hikâyeyle daha değerli hale getiriyor.
Tereyağının rengiyle oynanıyor, ürün daha doğal ve kaliteliymiş gibi algılanabiliyor.
Zeytinyağı farklı ambalajlarla, farklı hikâyelerle tüketicinin karşısına çıkabiliyor.
Burada tek tek bütün üreticileri veya sektörleri suçlamak elbette doğru değil.
Mesele başka.
Tüketicinin bilgisizliğinden, güveninden ve çaresizliğinden yararlanarak daha fazla para kazanma anlayışı.
İşte asıl tehlike burada.
Vurgun Küçükten Büyüğe Mi Gidiyor?
Bugün bir üründe birkaç liralık haksız kazanç olarak görülen şey, başka bir yerde milyonlara, hatta milyarlara ulaşabiliyor.
O nedenle yalnızca "şu kişi ne yaptı?" sorusuna odaklanmak yeterli değil.
"Bu sistem nasıl çalıştı?" sorusunu da sormak gerekiyor.
Kim denetledi?
Kim görmedi?
Kim görüp müdahale etmedi?
Kim kazandı?
Para nereye gitti?
Ve en önemlisi:
Bu düzenin devam etmesine kim, nasıl izin verdi?
Bunlar cevaplanmadan sadece bir dosyayı kapatmak, toplumdaki güven sorununu çözmeyecektir.
Milletin Öfkesi Neden Büyüyor?
Bugün yöneticiler kişi başına düşen milli gelirin arttığını, ihracatın yükseldiğini, ekonomik göstergelerde olumlu gelişmeler olduğunu anlatabilir.
Bunların her biri ayrı ayrı ekonomik verilerle değerlendirilebilir.
Ama vatandaşın başka bir hesabı var.
Ev kirası ne kadar?
Market alışverişi ne kadar?
Elektrik, doğalgaz, ulaşım ne kadar?
Çocuğun okul masrafı ne kadar?
Ay sonunda vatandaşın cebinde ne kalıyor?
İşte vatandaşın öfkesi biraz da burada başlıyor.
Çünkü insan kendi hayatında ekonomik rahatlamayı hissedemediğinde, tepede konuşulan büyük rakamlarla kendi mutfağındaki gerçeklik arasındaki farkı sorgulamaya başlıyor.
Bir tarafta geçim mücadelesi veren, aldığı maaşla ay sonunu getirmeye çalışan insanlar...
Diğer tarafta kamuoyuna yansıyan milyarlarca liralık iddialar...
Bu tablo elbette toplumda öfke ve güvensizlik oluşturuyor.
Sadece İstifa Yetmez, Gerçek Ortaya Çıkmalı
Bir siyasetçi hakkında ortaya atılan iddialar varsa, yapılması gereken bellidir:
Şeffaf, kapsamlı ve hukuka uygun bir soruşturma.
İddialar doğruysa sorumlular kim olursa olsun ortaya çıkarılmalı.
İddialar doğru değilse bu da aynı açıklıkla kamuoyuna anlatılmalı.
Çünkü vatandaş artık yalnızca istifa haberini değil, gerçeği bilmek istiyor.
"İstifa etti."
"İstifa etmedi."
"İddialar yalan."
"İddialar asılsız."
Bu cümlelerin hiçbiri tek başına toplumsal güveni yeniden tesis etmeye yetmez.
Milletin istediği şey çok daha basit:
Gerçek neyse o ortaya çıksın.
Mesele Bir Kişinin Ötesinde
Ben bu tartışmaya bir kişinin suçlu olup olmadığı üzerinden bakmıyorum.
Bunu belirlemek benim işim değil.
Hukuk ne diyorsa sonuç onun üzerinden ortaya çıkacaktır.
Benim sorduğum soru daha geniş:
Eğer Türkiye'de farklı sektörlerde fırsatçılık, tüketiciyi yanıltma, kayıt dışılık, haksız kazanç ve dolandırıcılık iddiaları artıyorsa, bunun tamamını tek tek olaylar olarak mı değerlendireceğiz?
Yoksa artık sistematik bir denetim sorununu mu konuşacağız?
Çünkü mesele yalnızca tereyağı değil.
Yalnızca yumurta değil.
Yalnızca zeytinyağı değil.
Yalnızca market değil.
Mesele yalnızca siyaset de değil.
Mesele, alın teriyle para kazanan milyonlarca insanın hakkının korunmasıdır.
Bin bir emekle çalışan, sabahın erken saatinde dükkânını açan, madene inen, fabrikaya giren, tarlasını süren, tezgâhının başında duran, maaşıyla evini geçindirmeye çalışan insanın hakkıdır.
Bu insanların hakkını koruyacak mekanizma güçlü olmazsa, dürüst çalışan cezalandırılmış; fırsatçı ise ödüllendirilmiş olur.
İşte asıl tehlike budur.
Bu nedenle ortaya atılan iddialar bütün yönleriyle araştırılmalı, varsa bağlantılar ortaya çıkarılmalı, para hareketleri incelenmeli ve sorumluluğu bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Gerçek neyse ortaya çıksın.
Çünkü bu ülkede hâlâ alın teriyle, emeğiyle, helalinden para kazanan milyonlarca insan var.
Onların tek beklentisi de çok büyük değil