Bir ülkede emekli pazarın hesabını yapıyorsa,

İşçi ay sonunu getirmeye çalışıyorsa,genç geleceğini kiraların arasında arıyorsa…

Sonra birden milyonlar,milyarlar ve olağanüstü fon kazançları konuşuluyorsa, mesele artık yalnızca finans değildir.

Mesele toplumun adalet duygusudur.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı üzerinden yürüyen tartışma da tam burada önem kazanıyor.

Kamuoyuna yansıyan rakamlar milyonlardan milyarlara uzanan kazanç iddialarını gündeme taşıdı.

Fakat rakamın kendisinden önce sorulması gereken soru şudur:

Bu kazancın kaynağı nedir?

Hangi parayla yatırım yapıldı?

Para nereden geldi?

Kazanç nasıl oluştu?

İşlemler mevzuata uygun muydu?

Kamu göreviyle finansal hareketler arasında herhangi bir bağlantı var mıydı?

Bunlar araştırılmalıdır.

Hem de sonuna kadar.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın malvarlıklarına ilişkin çeşitli tedbirlerin talep edildiği;satış,devir ve para transferlerinin sınırlandırılması, menkul kıymetlerin dondurulması ve bazı malvarlığı kayıtlarının tespitinin istendiği aktarılıyor.

Fakat burada hukuk devletinin temel kuralını unutmamak gerekir:

Tedbir talebi, kesinleşmiş suçluluk değildir.

Soruşturma başka şeydir.

Hüküm başka.

İşte devletin büyüklüğü burada ortaya çıkar.

Ne peşin hüküm…

Ne siyasi koruma…

Ne sosyal medya infazı…

Belge,delil ve hukuk.

İstifa da ayrı bir meseledir.

Bir kişinin görevinden ayrılması siyasi sorumluluk bakımından değerlendirilebilir.

Fakat istifa,tek başına hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Makam bırakılır.

Görev bırakılır.

Siyasi sorumluluk tartışılır.

Fakat hukuk devam eder.

Eğer yapılan incelemeler sonucunda suçtan elde edilmiş gelir veya hukuka aykırı malvarlığı tespit edilirse,kanunun öngördüğü cezalar ve tedbirler uygulanır.

Gerekirse malvarlığına ilişkin koruma tedbirleri…

Gerekirse müsadere…

Gerekirse diğer yaptırımlar…

Fakat bütün bunların adresi sosyal medya değil,yargıdır.

Asıl büyük mesele ise burada başlıyor.

AK Parti kendi bağırsaklarındaki pisliklerden kurtulmak zorundadır.

Kendi içerisindeki iddiaları görmezden gelmemelidir.

Sebepsiz zenginleşme iddiası varsa araştırmalıdır.

Kamu gücünün kişisel menfaat için kullanıldığına dair delil varsa soruşturulmalıdır.

Yanlış yapan varsa kim olduğuna bakılmadan hukuk işletilmelidir.

Çünkü bir siyasi hareketi dışarıdan gelen eleştiriler kadar,hatta onlardan daha fazla,kendi içerisindeki yanlışların üzerinin örtülmesi yıpratır.

Temizlik başkasından beklenmez.

İnsan önce kendi evinin önünü süpürür.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi başarıları ve yürüttüğü büyük mücadele ayrı bir saygı ve minnet konusudur.

Yine de,Devletin kurumsal itibarı herhangi bir siyasi aktörden daha büyüktür.

Devlete sahip çıkmanın yolu, kişileri dokunulmazlaştırmak değil,hukuku dokunulmazlaştırmaktır.

Önümüzde yakın bir seçim dönemi var.

Bugün atılacak adımlar yalnızca bugünün hesabı olmayacak.

Toplum şunu görmek isteyecek:

Kim kendi içerisindeki yanlışa bakabiliyor ?

Kim makam ile hukuk arasındaki farkı koruyabiliyor?

Kim “bizden” diyerek dosyayı kapatmıyor?

Kim “ötekinden” diyerek peşinen hüküm vermiyor?

İşte siyasi güven burada oluşur.

Milyonlar konuşuluyor.

Milyarlar konuşuluyor.

Malvarlıkları konuşuluyor.

Fon kazançları konuşuluyor.

Şimdi konuşması gereken şey gerçeğin kendisi.

Paranın izini sürün.

Kaynağını araştırın.

Belgeleri ortaya koyun.

Suç yoksa aklayın.

Suç varsa hukuk gereğini yapsın.

Çünkü devletin kılıcı kişiye göre çekilmez.

Devletin kılıcı delile göre çekilir.

Mızrap artık çuvala sığmıyor.

Bu mesele bir partiden,bir isimden,bir makamdan çok daha büyük.

Bu mesele, vatandaşın devletine bakıp sorduğu şu sorudur:

“Hukuk gerçekten herkes için aynı mı?”

Cevap evetse, Devlet güçlenir.

Cevap hayırsa, siyasetin bütün duvarları çatlar.

Belki de bugün yaşananların en önemli tarafı budur:

Bu yalnızca bir soruşturma tartışması değil, siyasetin kendi içini temizleyip temizleyemeyeceğinin sınavıdır.

Bu sınavın sonucu, sandıktan önce vicdanda yazılır.

Murat İLERİ