Zonguldak denildiğinde akla ilk gelen değerlerden biri madenciliktir. Bu kent, yıllardır yerin yüzlerce metre altında alın teri döken, karanlığın içinde ekmeğini arayan madencilerin emeğiyle büyümüştür. Madencilik, Zonguldak için yalnızca bir meslek değil; bir yaşam biçimi, bir kimlik ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir emek mücadelesidir.

Ancak ne yazık ki bu mücadelenin bedeli zaman zaman can kayıplarıyla ödeniyor. Her maden kazasının ardından aynı acıyı yaşıyor, aynı soruları soruyoruz: Bu kazalar önlenebilir miydi? Gerekli tedbirler zamanında alınmış mıydı? Bir başka ailenin ocağına ateş düşmemesi için daha ne yapılması gerekiyor?

Artık bu soruları yalnızca kazalardan sonra sormak yetmez. Asıl mesele, kazalar yaşanmadan önce harekete geçmek ve insan hayatını her türlü hesabın üzerinde tutmaktır.

Madencilikte güvenlik bir tercih değil, zorunluluktur.

Maden ocaklarında düzenli ve etkili denetimler yapılmalı, havalandırma sistemleri sürekli kontrol edilmeli, grizu ve diğer tehlikeli gazlara karşı ölçüm sistemleri eksiksiz çalışmalıdır. İşçilerin kişisel koruyucu donanımları sağlanmalı, çalışma koşulları sürekli iyileştirilmeli ve acil durumlarda uygulanacak kurtarma planları düzenli olarak sınanmalıdır.

Bunların yanında, madencilerin eğitimine ve deneyimine önem verilmesi, işçilerin karşılaştıkları tehlikeleri çekinmeden bildirebilecekleri bir çalışma ortamının oluşturulması da büyük önem taşıyor. Çünkü tehlikeyi fark eden bir işçinin sesini duyurabilmesi, bazen birçok insanın hayatını kurtarabilir.

Denetimler yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı, eksiklikler tespit edildiğinde gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Güvenli olmadığı belirlenen çalışma koşullarında üretimin sürdürülmesi kabul edilemez. Hiçbir üretim hedefi, hiçbir ekonomik kazanç insan hayatından daha değerli değildir.

Elbette madencilik zor ve riskli bir meslektir. Ancak riskli bir meslek olması, kazaların kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Gelişen teknoloji, doğru planlama, güçlü denetim ve iş güvenliği kurallarının eksiksiz uygulanmasıyla birçok tehlikenin önüne geçilebilir.

Kazalar meydana geldiğinde ise olayın bütün yönleriyle araştırılması gerekir. İhmal olup olmadığı açıkça ortaya konulmalı, sorumluluğu bulunan kişiler varsa hukuk çerçevesinde hesap vermeli ve soruşturmalar şeffaf biçimde yürütülmelidir. Amaç yalnızca sorumluları belirlemek değil, aynı zamanda aynı hataların yeniden yaşanmasını önleyecek kalıcı çözümler üretmek olmalıdır.

Unutmayalım ki bir madencinin evine dönememesi, yalnızca bir işçinin kaybı değildir. Geride kalan bir eşin, bir annenin, bir babanın ve geleceğini bekleyen çocukların hayatı da derinden etkilenir. Ocağa uğurlanan bir madencinin ardından ailesinin kapıya bakarak beklemesi, hiçbir toplumun alışması gereken bir manzara değildir.

Madencilerimiz yerin altında büyük bir emek mücadelesi verirken bizlere düşen görev, onların güvenliğini sağlamak ve hak ettikleri saygıyı göstermektir. Onları yalnızca kazalar olduğunda hatırlamak yerine, her gün emeklerinin değerini bilmek zorundayız.

Zonguldak'ın emeğiyle büyüyen bu ülkeye düşen sorumluluk açıktır: Madencinin alın terini korumak, çalışma koşullarını iyileştirmek ve her işçinin evine sağ salim dönmesini sağlamak.Çünkü madencinin kaderi ölüm olmamalı; emeğinin karşılığı güven, alın terinin karşılığı ise huzur olmalıdır.

Dileğimiz, bundan sonra maden kazalarını, acıları ve kayıpları değil; alınan önlemleri, geliştirilen güvenlik sistemlerini ve kurtarılan hayatları konuştuğumuz bir Türkiye'dir.

Madencinin canı değerlidir. Bu değeri sözlerle değil, alınan tedbirlerle ve gösterilen sorumlulukla kanıtlamak zorundayız.Unutmayalım: Tedbir kaderi değiştirir, ihmaller hayatları karartır. Kalın sağlıcakla.