Sevdiklerinizle en büyük kavganız Ezan okundu mu okunmadı mı olsun.
Sevdiğinizi öyle bir sevin ki; Yağmurun çetin dağlarda yatağından akması gibi,
Koca çınarların kayaların arasından bitmesi gibi,
En çok da yağmurdan sonra topraktan kalkan o koku gibi sevin birbirinizi.
Niyet edip, namaz da etrafına bakmamak gibi,
Elif gibi.. tek, yalın, sade, başı da sonu da sensin, der gibi..
Karşılıklı seven insan yanar mı?
Elbette yanar.
Yana yana sevin birbirinizi..
Besmelesiz başlamış da doyamıyormuş gibi sevin..
Bir yetimin duasının kabul olması gibi sevin birbirinizi..
Öyle bir sevin ki, tüm kötülükler işe yaramaz saysın kendini..
KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDERDİK BİZ.
“Hu Hu” diye seslenirdik komşumuza...
“Eyvallah” dilimizin pelesengi idi…
“Hay”dan gelip “hu”ya giderdik…
“Hay Hay” Efendim! diye kabul ederdik teklifleri…
“Allah, Allah, Allah, Allah ” diyerek şehadete koşardık Tuna boylarında…
“Allah Allah”, “Sübhanallah”, “Allahuekber “ idi hayretlerimiz. Şimdilerdeki gibi “Vaaaauuv” diye ya da “ohaa” diye gayri müslim kırması çığlıklar atmazdık.
“Tövbe estağfurullah” “fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı.
“Aman Allahım” derdik “oh mygod” girmeden dilimize…
“Salavat” anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını…
“Neûzubillah” çekmek idi istemediğimiz bir şey görünce zikrimiz…
“Bismillah”ile başlarlardı her hayrın başı.
“Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam edeydi…
“Allah Allah İllallah, MuhammedunResulullah” sonrası derdik alkışlarla yiğitlere “maşallah”
“Ya sabır” öfkemizin ilacı idi….
“Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı “vekil” ederdik çaresiz kalınca…
“Ya Şafi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel…
“İnnalillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları…
“Hak’ka yürürdük” eskiden ölmezdik biz…
“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” hatları süslerdi iş yerlerimizin duvarlarını, psikiyatrik ilaçlarlar dünyamıza girmeden…
-Velhasılı kelam Azizim!
“Eskiden yaşarken zikrederdik, şimdi zikrederken bile o hâli yaşayamıyoruz"
O güzel hâllerimize tekrar dönmemiz dileği ile...