İnsanın en çok sustuğu yer,kendine en geç vardığı yerdir. Bazı günler yaşanır, bazı günler ise sadece yürekte taşınır.

İnsan bazen kendini hayata değil,hayatta kalmaya ikna eder. Günler birbirine benzerken;yüz alışılmış bir ifadede sabitlenir.
Sessizlik,içerde büyüyen bir alışkanlık olur. Gürültüden kaçan bir ruhun en güvenli sığınağına dönüşür. Sustukça derinleşen bu hâl,zamanla karakter sanılır.
Oysa çoğu zaman sadece korunma biçimidir.

Gülümseme, öğrenilmiş bir davranıştır artık. Acıyı saklamak için değil,başkalarının huzurunu bozmamak için taşınır yüzde.
İnsan,karşısındakini rahatlatmak uğruna kendini daraltır. İçerde kalanlar kelimeye dönüşemediği için ağırlaşır;dile gelmeyen her duygu, zamanla içe doğru çöker.

Zihin durmadan konuşur ama sesi duyulmaz. Düşünceler birikir, hesaplar yapılır. ihtimaller çoğalır... Kalp ise hep geç kalmış hisseder; sanki olması gereken bir hayata biraz uzaktan bakıyormuş gibi.
Bu mesafe,insanın kendine olan inancını aşındırır. İnanç azaldıkça adımlar soğur,yol uzar,yük ağırlaşır.

Suçluluk, görünmeyen bir eşya gibi omuzlara yerleşir.
Kimse yüklemez, kimse indirmez. İnsan kendi varlığından bile özür dileyen bir bakışla ufku seyreder. Kendini açıklamak yerine saklamayı seçer.Çünkü anlatmak, anlaşılmamayı göze almak demektir.

Hayat,anlamını yüksek sesle duyurmaz.
Anlam,çoğu zaman yorgun bir bakışın kenarında durur;fark edilmek için bekler. Fark edilmediğinde küser,üstü örtüldüğünde ağırlaşır.
İnsan,kendini anlamaya cesaret ettiğinde dünya da biraz daha anlaşılır hâle gelir.
Anlayış,insanın kendine verdiği en sessiz hediyedir.

Bazı yaralar görünmez olduğu için derindir. İyileşme,unutmakla değil;yüzleşmekle başlar.İnsan, kendine dürüst olabildiği ölçüde hafifler.İçerdeki gölgelerle konuşabilen biri,en büyük yolculuğunu tamamlamaya başlar.
Çünkü kaçılan her şey büyür,bakılan her şey yerini bulur.

Zaman,herkese aynı hızla dokunmaz. Kimi insan yılları taşır,kimi bir anın içinde yaşlanır. Yaşamak,sadece nefes almak değildir; yaşamak, hissetmeye izin vermektir.
Acıyı inkâr edenler güçlü görünür ama yorulurlar. Yorulduğunu kabul edenler ise yürümeye devam edebilir.

Belki de asıl cesaret, dimdik durmakta değil;dizlerinin titrediğini fark edebilmekte saklıdır. İnsan kendine karşı yumuşadığında, hayat da sertliğini azaltır.İçimizde hâlâ sorular soran bir taraf varsa,umut da hâlâ görev başındadır.
Umut bağırmaz, çağırmaz;sessizce bekler.

Hayat,kimseye borçlu olmadığımız bir içtenlik ister. Kendimizi affettiğimiz gün, yarınla aramızdaki mesafe kısalır. İnsan,kendine geç kaldığını sandığı anda bile yeniden başlayabilir.Bazı başlangıçlar,tam da bitti sanılan yerde doğar.
O an fark edilir ki, insan,en çok kendine dönmeye ihtiyaç duymuştur.


Murat İLERİ