İnsan özgürlüğü çoğu zaman yanlış yerde arar. Kapılar,duvarlar, yasaklar üzerinden konuşur durur.

Oysa en kalın duvar insanın kendi içinde yükselir.
Dışarıda serbest olup içeride tutsak kalan kaç kişi var, sayısını kimse bilmiyor.
Özgürlük bir hak olmaktan önce bir yüzleşmedir.İnsan kendine bakabildiği kadar özgürdür. Bakamadığı her yerde korku büyür, kaçış çoğalır.
“Ben” dediğimiz şey tek parça değildir. Susan bir yan vardır, haykıran bir yan, vazgeçmiş bir yan, hâlâ direnen bir yan. İnsan bu parçalarla yaşamayı öğrenemediğinde, kendine yabancılaşır.
Kalabalıklar arasında dolaşırken içte derin bir sessizlik oluşur. Gürültü insanı susturur,yalnızlık ise konuşturur.
O sessizlikte sorular belirir.Ben kimim,ne istiyorum,neden böyle hissediyorum. Soruların cevabı hemen gelmez. Çünkü insan çoğu zaman gerçeği duymaya hazır değildir.
Sevgi de bu iç karmaşanın ortasında büyür ya da ağırlaşır.
Bazen sessizce yaşanmak istenir, bazen bağırarak dile gelmek ister. Söylenemeyen duygular içte birikir, zamanla yük olur. Kimse aşktan ölmez denir. Belki de bu tez doğrudur.
İnsan ölmez ama acının dilini öğrenir. Acı öğretmendir, merhametsizdir ama gerçektir.
Hasret,insanın sabrını sınar.
Önce ısıtır,sonra yakar.
Beklemek zamanla bir alışkanlığa dönüşür.İnsan bir ses,bir bakış,bir geliş ihtimaliyle ayakta kalır.
Umut çoğu zaman gerçekleşmek için değil,dayanmak için vardır.
Özgürlük tam da burada başlar.
İnsan kendine dürüst olabildiği an, zincirlerin gevşediğini hisseder.
Kaçtığı duygularla yüzleştiğinde sızı başlar.
O sızı rahatsız edicidir ama gereklidir.
Çünkü iyileşme çoğu zaman önce can yakar.
Çık gel demek bazen birine söylenmez.
İnsan kendi içindeki hayata seslenir. Kaybettiği cesarete, unuttuğu heyecana, ertelediği sevince çağrı yapar.
Gitmek kolaydır, kalmak zordur. Kalmak,yüzleşmeyi gerektirir.
İnsan özgürlüğü dışarıda bulamaz. Özgürlük,içerde başlayan o sızıya rağmen kendinle kalabilmektir. Kendini inkâr etmeden, korkmadan, susmadan yaşamaya cesaret edebilmektir.
Asıl mücadele tam da burada başlar.

Murat İLERİ