Türk milletini millet yapan en önemli değerlerden biri, geçmişiyle olan güçlü bağıdır. Bu bağı ayakta tutan geleneklerin başında ise hiç şüphesiz yağlı pehlivan güreşleri geliyor. Asırlardır er meydanlarında yaşatılan bu kültür, sadece bir spor değil; cesaretin, mertliğin, kardeşliğin ve birlik ruhunun simgesidir.

İşte bu nedenle, Zonguldak'ta ata sporunun yaşatılması için yıllardır büyük emek veren Zonguldak İl Genel Meclisi Başkanı Necdet Karaveli ve emeği geçen herkesi gönülden kutlamak gerekiyor.

Cumartesi günü Kozlu'nun Dağköy Er Meydanı'nda düzenlenen Geleneksel Yağlı Pehlivan Güreşleri, yalnızca bir spor organizasyonu değil, adeta kültürel bir şölen oldu. Günlerce, hatta haftalarca süren hazırlıkların ardından ortaya çıkan organizasyon, katılan herkesten tam not aldı.

Bu başarı elbette tesadüf değildi. Necdet Karaveli'nin öncülüğünde İl Özel İdaresi ekipleri büyük bir özveriyle çalıştı. AK Parti İl Genel Meclisi üyeleri de organizasyonun eksiksiz gerçekleşmesi için önemli katkılar sundu. Er meydanındaki düzen, misafirlerin ağırlanması, sporcuların ihtiyaçlarının karşılanması ve programın kusursuz ilerlemesi verilen emeğin en somut göstergesi oldu.

Organizasyonda büyük pay sahibi olan Kozlu Muhtarlar Derneği Başkanı Adem Yılmaz, tertip komitesi üyeleri ve tüm ekibi de ayrı bir teşekkürü hak ediyor.

Ve tabii ki İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ahmet Güral Karayılmaz'da teşekkürü fazlasıyla hak etti

Ortaya koydukları çalışma sayesinde Dağköy, gün boyunca binlerce güreşseverin buluştuğu, birlik ve beraberliğin hissedildiği örnek bir organizasyona ev sahipliği yaptı.

Türkiye'nin farklı illerinden gelen yaklaşık 250 pehlivanın mücadele ettiği güreşlerde, Kırkpınar'da er meydanına çıkmış başpehlivanlar da yer aldı. Tribünleri dolduran vatandaşlar ise sadece güreş izlemekle kalmadı; ata mirasının yaşatılmasına da tanıklık etti.

Programa katılan Vali Osman Hacıbektaşoğlu, Kozlu Kaymakamı Evren Çakır, AK Parti' Zinguldakn Milletvekilleri Ahmet Çolakoğlu, Muammer Avcı ve Saffet Bozkurt, Kozlu Belediye Başkanı Altuğ Dökmeci ile çok sayıda protokol üyesinin etkinliğe destek vermesi de organizasyona ayrı bir anlam kattı. Güreş şenliklerinde milletvekilleri ve organizasyona katkı sağlayan isimlere plaket takdim edilmesi, emeğe verilen değerin güzel bir örneği oldu.

Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; bizi biz yapan değerlere sahip çıkmaktır. Yağlı güreşler de bu değerlerin en kıymetlilerinden biridir. Genç nesillerin ata sporunu tanıması, sevmesi ve yaşatması ancak bu tür organizasyonlarla mümkündür.

Bu nedenle, Zonguldak'ta bu geleneğin yaşaması için yıllardır emek veren başta İl Genel Meclisi Başkanı Necdet Karaveli olmak üzere, İl Özel İdaresi çalışanlarına, AK Parti İl Genel Meclisi üyelerine, Güreş Ağası Adem Yılmaz'a, tertip komitesine ve katkı sunan herkese teşekkür etmek gerekiyor.

Dağköy'de bu yıl sadece pehlivanlar güreşmedi; gelenek kazandı, kültür kazandı, Zonguldak kazandı. Ata sporuna sahip çıkan herkes de gönüllerde bir kez daha takdiri hak etti


Ayrıca Ankara Yenimahalle'nin eski Belediye Başkanı iken Kozlu dağköy'e güreş tesislerini kazandıran Ahmet Duyar'da bugün güreşlerde yerini aldı. Desteğini esirgemedi

XXXXXXX

YARASALAR IŞIĞI NİYE SEVMEZSE İŞTE O YÜZDEN..


Osmanlı'yı niye sevmezler? Yani kendi toplumum için söylüyorum mesela. Avrupalının Osmanlı'yı sevmemesi anlaşılır. Çünkü Avrupa'nın içlerine kadar girilmiş, Viyana'ya kadar gitmiş Osmanlı. Sevmenesini anlayabiliriz. Fakat Osmanlı varisi olup Osmanlı'nın mirasçısı olup da Osmanlı'yı sevmemenin izahı nedir? Emeviler ve Abbasiler'den sonra üçüncü büyük İslam medeniyeti. İslam uygarlığı üçüncü kez Osmanlılarda ışıldamış. Altı yüz küsur yıl sürmüş. Altı asırdan fazla süren bir imparatorluk diyelim, saltanat diyelim, padişahlık diyelim ülkeye medeniyet her neyse altı asırdan fazla sürmüşse, altı asır boyunca kusursuz kalması zaten imkansız. Altı asır hiçbir hata yapmaması imkansız. Muhakkak onun da hataları vardır. Onun da yanlışlıkları vardır. Elbette zulümler yapılmıştır. Zaten hata olmasaydı şu anda Osmanlı devam ederdi. Niye yıkıldı Gerilemeye niye girildi? Elbette bunların sebep sonuç ilişkileri vardır.

Ancak Osmanlı'yı temelden sevmemenin tek sebebi vardır. İslam düşmanlığı. Çünkü Osmanlı, Emeviler ve Abbasiler'den sonra İslam'ı temsil eden asırlarca İslam'ın sancaktarlığını yapan ruhu içinde Kızılelma'ya koşan bir millet. Allah'ın aziz kıldığı bir millet Niçin sevilmez? Yarasalar ışığı niye sevmezse o yüzden sevilmez. Allahutaala'nın hikmetidir. Osmanlı'ya karşı düşmanlığın temelinde bir İslam düşmanlığı var. Bir de haset vardır. Niye biz o dereceye ulaşamadık? Bunlar böylesi bir yüceliğe nasıl erdiler? Biz niçin debelenmekteyiz. Öyleyse onlar kötü olsun gibi bir ruh burkuntusu yatar.
Osmanlı'yı sevmemenin temelinde. Hatta o denli ki şuna benzetiyorum. Mekke fethedildiği zaman malum Mekke'nin fethi İslam'ın ilk fethi kabul ediliyor. Sekiz sene önce elli yaşın üzerinde iki mübarek zat, biri peygamber, biri Sıddık'ı ekber mağaralara sığınarak, bin bir güçlükle, zorlukla, arka yollardan Medine'ye ulaşabildiler. Ama sekiz sene sonra on bin kişi Mekke'ye giriyor. Girerken tekbirler getiriliyor. Bilali Habeşi Kabe'ye çıkıyor. Ilk ezanı Kabe'nin üzerindeki ilk ezanı orada okuyor. Okuyunca Ebu Cehil'in kızı diyor ki ve Uzza'ya şükürler olsun ki babam bugünü görmedi. İslam düşmanı, İslam niye yayılsın?
Nur, ışık, adalet, medeniyet, merhamet. Niye insanlığa yayılsın? Eski vahşi ve cahiliye devri niye devam etmesin diye İslam'ı protesto edercesine şükürler olsun ki babam öldü de Bilal'in Kabe'nin tepesine çıkıp ezan okuduğunu babam görmedi. Bu kara günü görmedi.
Bu söz; zulüm bin dört yüz elli üçte başladı diyen ruh halidir bu. Aynı sözdür. Aynı ruhtur. İstanbul'un fethini işgal kabul eden. Allah resulünü asırlar öncesi ne güzel komutandır. Ve onun askeri ne güzeldir diye müjdelediği İslam medeniyet çok önemli bir durağı aşmış olmasını, işgal kabul eden niyetidir.