Son yıllarda çok şey yaşadık. Depremler gördük... Yangınlar gördük...

Seller gördük...

Ekonomik sıkıntılar yaşadık...

Kimi zaman umudumuzu,kimi zaman sabrımızı sınayan günlerden geçtik.

Böylesi zamanlarda insan yalnızca ekmek aramaz.Bir çift güven veren göz arar.Kendisine doğruyu söyleyecek bir söz, elinden tutacak bir el, "Yalnız değilsin." diyecek bir ses arar.

İşte tam da bu yüzden toplumun önünde yürüyen insanların sorumluluğu ağırdır.

Bir sanatçının sözü,milyonların yüreğine dokunabilir.

Bir yazarın kalemi, insanların düşünce dünyasını değiştirebilir.

Bir gazetecinin haberi,umut da olabilir,umutsuzluk da...

Bir siyasetçinin cümlesi,toplumu birleştirebilir de ayrıştırabilir de...

Bir devlet adamının ya da kamu yöneticisinin attığı tek bir imza,bir insanın hayatını değiştirebilir.

Bu yüzden makam, alkış ya da şöhret, hiçbir zaman başlı başına bir değer değildir.

Asıl değer,o makamı taşırken kimsenin hakkını gözetmeden geçip geçmediğindir.

Asıl değer,yetkiyi adaletle kullanıp kullanmadığındır.

Asıl değer, insanların sana duyduğu güveni koruyup koruyamadığındır.

Çünkü güven, devletin de toplumun da görünmeyen temelidir.

Bir ülkede insanlar kurumlarına güven duyuyorsa,yarın için umut taşırlar.

Kalemine güven duyuyorsa,okur.

Gazetecisine güven duyuyorsa, inanır.

Sanatçısına güven duyuyorsa, peşinden gider.

Yöneticisine güven duyuyorsa,huzur hisseder.

Ama güven sarsıldığında yalnızca bir insan incinmez, toplumun ortak hafızasında derin bir boşluk oluşur.

İşte o boşluğu ne yüksek binalar doldurabilir ne de uzun nutuklar.

Çünkü güven, satın alınan bir şey değildir.

Yıllar içinde birikir.

Bir anda kaybolabilir.

Belki de bu yüzden bugün en çok konuşmamız gereken konu ekonomi değil, siyaset değil, gündelik tartışmalar da değil...

En çok konuşmamız gereken şey vicdandır.

En çok korumamız gereken şey adalettir.

En çok sahip çıkmamız gereken şey liyakattir.

Çünkü bunlar kaybolduğunda geriye yalnızca kalabalıklar kalır; toplum kalmaz.

Bugün elinde yetki bulunan herkes, yarın sıradan bir vatandaş olarak bu ülkenin sokaklarında yürüyecek.

Bugün alkışlanan herkes,bir gün sessizce aramızdan ayrılacak.

Bugün büyük görünen bütün makamlar, zamanın önünde küçülecek.

Fakat bir annenin ettiği dua...

Bir yetimin unutamadığı iyilik...

Hakkı teslim edilmiş bir emekçinin minneti...

Adalet görmüş bir vatandaşın huzuru...

İşte bunlar zamanın silemediği izlerdir.

Hayatın sonunda kimse bize kaç yıl makamda kaldığımızı sormayacak.

Kaç kişiye hükmettiğimizi de...

Sorulacak tek soru belki de şu olacak:

"Sana emanet edilen güvene sadık kaldın mı?"

İnsan, ardında bıraktığı servet kadar değil, bıraktığı güven kadar yaşar.

Devletler de böyledir.

Milletler de...

Medeniyetler de...

Öyleyse birbirimizi tüketen tartışmaların değil, birbirimizi ayağa kaldıracak değerlerin peşinden yürüyelim.

Adaleti konuşalım.

Liyakati savunalım.

Merhameti çoğaltalım.

Vicdanı diri tutalım.

Çünkü yarın çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne beton binalar ne de gösterişli makamlar olacaktır.

Onlara bırakacağımız en kıymetli miras, güven duygusunu kaybetmemiş bir toplum olacaktır.

Çünkü makamlar geçer...

Güven kalır.

Murat İLERİ