İnsan bazen kaybettiklerine değil, yaşayamadıklarına yanar. Söyleyemediği bir söz,uzatamadığı bir el,yarım kalmış bir aşk…
Sonra bütün yaşanmamışlıklar, insanın yüreğine tek bir kelime bırakır:
Ulan Keşke…
Belki de insanın en büyük pişmanlığı, yaptıklarından çok, yapmaya cesaret edemedikleridir.
Bir özür,bir telefon, bir sarılış…
Bazen küçücük bir adım,koca bir hikâyenin kaderini değiştirebilir.
İnsan bunu çoğu zaman kapılar kapandıktan, sevdiği uzaklara gittikten sonra anlar.
Aşk da böyledir. Bazen sevgimizi gururumuza kurban ederiz. Söylemek istediklerimizi erteler,sarılmak istediklerimizden uzak dururuz.
Bir zamanlar birlikte yaşlanmayı düşlediğimiz insan, gün gelir hafızamızda yarım kalmış bir cümleye dönüşür.
Özlem,bazen bir insanın yokluğundan çok, onunla yaşayamadığımız hayatın yasını tutmaktır.
İnsan zihni tuhaf bir mahkemedir. Yıllar önce söylediğimiz bir sözü yeniden yargılar,çoktan geçmiş bir günü defalarca yaşarız. Başkalarının unuttuğu hataları kendimize unutturamayız.
Psikoloji,geçmişin bugünkü duygularımız üzerindeki etkisini anlamaya çalışırken felsefe bize zamanın geri döndürülemeyen yüzünü hatırlatır. Edebiyat ise bütün bu gerçekleri bir çift gözde,eski bir mektupta,boş kalmış bir sandalyede anlatır.
Pişmanlık,bizi değiştirdiğinde öğretmendir; geçmişe zincirlediğinde ağır bir yüke dönüşür. Elbette her hata telafi edilmez.
Bazı özürler geç kalır,bazı insanlar geri dönmez.
Hayatın acı gerçeği,her hikâyeye istediğimiz sonu yazamamamızdır.
Fakat kendini affetmek, yaptıklarını önemsiz saymak değildir. Hatalarınla yüzleşmek, sorumluluğunu kabul etmek ve bir daha aynı acıyı yaşatmamak için değişmektir.
Belki de olgunluk, hiç hata yapmamak değil; hatalarımızla yüzleşirken insanlığımızı kaybetmemektir.
Öyleyse sevdiklerimize sevgimizi göstermekten çekinmeyelim. Gururumuz uğruna güzel ihtimalleri tüketmeyelim. Özlediysek söyleyelim, kırdıysak özür dileyelim,gönül almak için yarını beklemeyelim.
Çünkü hayat,bazı şeyleri düzeltmek için bize sonsuz zaman vermiyor.
Günün sonunda insanın elinde kazandığı tartışmalardan çok sevdiği insanlar, ispat ettiği haklılıklardan çok bıraktığı hatıralar kalıyor.
Belki hepimizin içinde kapanmamış bir defter,adı anıldığında kalbimizi sızlatan bir insan,gecenin sessizliğinde kendimize bile itiraf edemediğimiz bir özlem var.
Bunları bütünüyle silemeyiz.
İnsan olmak biraz da hatırlamak, özlemek ve bazen sessizce yanmaktır.
Fakat geçmişin gölgesinde yaşarken bugünün ışığını kaybetmemeliyiz. Yarım kalan hikâyelerimiz olabilir;bu,yeni bir hikâyeye başlayamayacağımız anlamına gelmez.
Hayat,keşkelere harcayacağımız kadar uzun değil, sevdiklerimizi yarınlara bırakacağımız kadar da garantili değil.
Öyleyse sevelim, söyleyelim, sarılalım. Yanlışlarımızla yüzleşelim ama kendimize yeniden başlama hakkı da tanıyalım.
Kim bilir,belki ömrün sonunda kendimize soracağımız en önemli soru şudur:
Keşke dediklerimin arasında kaybolmak yerine, iyi ki yaşadım diyebileceğim bir hayat kurabildim mi?
Murat İLERİ