Bazı insanlar sevmeyi öğrenemeden büyür,sonra başkasının kalbinde kendi karanlığına yer arar.
Bir kadının gülüşünü tehdit, özgürlüğünü isyan, suskunluğunu itaat sanan bir anlayış var.Kadını aşağılayan sözleri erkeklik,korku salmayı güç,sahip olmayı aşk diye öğretiyor.
Sonra bütün bunların adına gelenek diyor,başını kaldırıp kendisine erkek diyor.
Oysa insanın büyüklüğü,kaç kişiye hükmettiğinde değil,kaç yüreği incitmeden sevebildiğinde saklıdır.
Bir toplumun çürümesi bazen büyük felaketlerle değil,sofrada söylenen küçümseyici bir sözle başlar.Bir çocuğun yanında aşağılanan kadın, şiddeti sıradanlaştıran kahkaha,haksızlık karşısında başını çeviren kalabalık… Hepsi yarının karanlığına bırakılmış izlerdir.
Bir ruh hastasının, bir psikopatın elinde solar özlemin en güzel çiçeği.Kavuşmayı düşleyen yürek, bir gün sevdiği insanın sesinden ürperir. Telefonun her çalışında umut değil,korku büyür içinde.İşte o zaman anlarsın: Özlemek başka, birinin insafına mahkûm yaşamak bambaşkadır.
Aşk,insanın ruhuna açılan bir pencere olmalı; onu karanlığa kapatan bir duvar değil.Sevdiğini susturarak yanında tutmak,sevgi değil, kaybetme korkusunun zulmüdür.
Abdal geleneğinin o eski gönül dilinde başka bir hakikat saklıdır.
Neşet Ertaş’ın sazında gurbetin sızısı, yoksulun onuru, kavuşamayanların hasreti yankılanır. O türkülerde sevda, sahip olmak değil; incitmeden beklemek, kırmadan özlemek, bütün hoyratlığına rağmen insan kalabilmektir.
Türkünün büyüklüğü,insanın söyleyemediği acıyı onun yerine dile getirebilmesindedir.
Belki de en zor mücadele,insanın kendi içindeki karanlıkla verdiği mücadeledir. Öfkesini haklılık, gururunu onur sanmaktan vazgeçmek, sevdiği insanın kendisine ait değil, kendi hayatının sahibi olduğunu kabul etmek kolay değildir.
Gerçek sevda,bir insanı kendine mahkûm etmek değil, özgürken de yanında kalmasına layık olabilmektir.
Ben hâlâ kadınların korkmadan güldüğü, çocukların şiddeti tanımadan büyüdüğü,sevginin bir güç savaşına dönüşmediği bir dünya düşlüyorum. Bir annenin duasında merhamet,bir Abdalın sazında hasret, bir sevgilinin gözlerinde kavuşma umudu olsun istiyorum.
Çünkü insanın geride bıraktığı en büyük miras, başkalarının yüreğinde bıraktığı izdir.
Bir gün öfke susacak,kibir dağılacak,bütün unvanlar anlamını yitirecek.Geriye yalnızca yaşattıklarımız kalacak.
Bir kadının gözlerinde bıraktığımız korku mu,yoksa bir gönülde büyüttüğümüz umut mu?
Belki de insanın bütün hikâyesi bu iki soru arasına sığar.
Biz yeniden sevmeyi öğrenene kadar,özlemin boynu bükük kalacak.
Murat İLERİ