Siyasette bazen bir cümle,bir fotoğraf, bir paylaşım bütün bir hikâyenin kapısını aralar.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın rozet takması,yalnızca bir siyasi parti değişikliği olarak okunmamalı. Türk siyasetinde dün “asla olmaz” denilenlerin bugün mümkün hâle gelmesi,siyasetin ne kadar hareketli ve değişken bir zemin olduğunu bir kez daha gösterdi.
Tugay’ın törende söylediği sözler de dikkat çekiciydi:
“En iyi siyasetin hizmet olduğunu anladım.”
Aslında siyasetin bütün meselesi biraz da burada düğümleniyor.
İnsanlar parti tabelalarından önce hizmete bakıyor.Kimin hangi partide olduğundan çok, kimin memlekete ne kattığını sorguluyor.Sandık geldiğinde ideolojik sloganlardan ziyade hayatın içindeki karşılığı tartıyor.
Tam da bu noktada Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’nın İzmir’de yaşanan gelişmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Siyasetin tek limanı ahlaktır” sözünü paylaşması dikkatlerden kaçmadı.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
“Bugün İzmir,yarın Çaycuma mı?”
Ben Sayın Kantarcı’yı zerre kadar sevmeyen bir insanım.
Kendisiyle geçmişte defalarca mahkemelerde karşı karşıya geldik.Özellikle çalışma hayatı ve işçiler üzerinden yaşanan bazı meselelerde yollarımız kesişti. Emekçi kardeşlerimin de çalışma hayatında mağdur edildiğini düşündüğüm dönemlerde kendisine karşı açıkça mücadele ettim.
Benim açımdan mesele hiçbir zaman kişisel bir kavga değildi.
Mesele emekti.
Mesele ekmekti.
Mesele bir insanın alın teriyle kazandığı lokmanın siyasetin gölgesinde kalıp kalmayacağıydı.
Yaklaşık on yıl önce kaleme aldığım “İçimizdeki AKP’liler” başlıklı yazılarımda da Sayın Kantarcı’nın siyasi duruşu üzerine çeşitli değerlendirmeler yapmıştım.
O gün söylediklerimin bir kısmı nedeniyle ağır eleştiriler aldım.
Sosyal medyada üzerime gelindi.
Beni CHP karşıtlığıyla suçlayanlar oldu.
Oysa benim söylediğim çok basitti:
Bir insan kendisini hangi siyasi kimlikle tanımlarsa tanımlasın,işçinin emeğine dokunduğu anda o kimliğin hiçbir anlamı kalmaz.
Çünkü siyasetin gerçek sınavı seçim meydanlarında değil,insanın ekmeğine dokunduğunuz yerde başlar.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Zaman,siyasette en acımasız hakemdir.
Dün söylenenleri unutmaz.
Dün yapılanları da unutmaz.
İnsanların siyasi kimlikleri değişebilir.
Partiler değişebilir. Söylemler değişebilir.Fakat geçmişte söylenen sözler,verilen mücadeleler ve ortaya konulan tavırlar bir şekilde insanın önüne yeniden gelir.
Belki de siyasetin en ilginç tarafı budur.
Bazen yıllar önce yazdığınız bir yazı, yıllar sonra yeniden anlam kazanır.
Ben Sayın Kantarcı’nın bugün AK Parti’ye geçeceğini söylemiyorum.
Bunu kendisi açıklamadıkça böyle bir iddianın sahibi de olmam.
Sadece bir siyasi işareti okuyorum.
Bir belediye başkanının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözünü paylaşması,hele İzmir’de yaşanan siyasi dönüşümün hemen ardından geliyorsa,elbette kamuoyunun dikkatini çeker.
Burada sosyolojinin de bize söylediği önemli bir gerçek var:
Siyasette insanlar yalnızca inandıkları değerlerle değil, değişen güç dengeleriyle de hareket ederler.
Yerel yönetimler bunun en açık görüldüğü alanlardan biridir.
Bir belediye başkanı bulunduğu şehrin siyasi dengelerini, merkezi iktidarın gücünü,ekonomik kaynakları ve hizmet imkanlarını birlikte okumak zorundadır.
Çaycuma da bundan bağımsız değildir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir isim daha var:
AK Parti Zonguldak Milletvekili Sayın Ahmet Çolakoğlu.
Çaycuma’ya yapılan yatırımlarda merkezi hükümet kaynaklarının, milletvekillerinin ve iktidarın şehir üzerindeki etkisinin küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Çaycuma’nın son yıllarda aldığı yatırımlarda Sayın Çolakoğlu’nun siyasi ağırlığının ve Ankara nezdindeki girişimlerinin önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.
Sayın Kantarcı’nın da bu siyasi güçten ve merkezi yönetimle kurulan ilişkilerden zaman zaman faydalandığı kanaatindeyim.
İşte tam burada siyasetin başka bir yüzü ortaya çıkıyor:
Vefa mı,siyaset mi?
Belki de ikisinin arasında çok ince bir çizgi var.
İktidarın gücünden yararlanmak başka bir şeydir,o güce siyasi olarak yakınlaşmak başka bir şey.
Bugün İzmir’de yaşanan gelişme, Çaycuma açısından da bu soruyu gündeme taşıyor.
Benim cevabım şu:
Bekleyip göreceğiz.
Çünkü siyasette ilk yirmi dört saat önemlidir.
Fakat bazen ilk yirmi dört saatten daha önemli olan şey, yılların biriktirdiği hafızadır.
Benim hafızamda ise işçiler var.
Ekmeğinin peşinde koşan insanlar var.
Mahkeme kapılarında hakkını arayan emekçiler var.
Siyasetin bütün renklerinden bağımsız olarak alın terinin yanında durma meselesi var.
Ben bugün de aynı yerde duruyorum.
Kimin hangi partiye geçtiği beni asıl ilgilendirmiyor.
Beni ilgilendiren, hangi siyasi kimliğe sahip olursa olsun, insanın emeğine ve ekmeğine nasıl baktığıdır.
İzmir’de bir siyasi kapı açıldı.
Çaycuma’da ise şimdilik yalnızca bir soru işareti var.
O soru işaretinin cevabını Sayın Kantarcı verecek.
Belki yarın çıkıp “evet ” diyecek.
Belki “Siyasetin tek limanı ahlaktır” sözünü,Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a duyduğu hayranlığın bir ifadesi olarak paylaştığını söyleyecek.
Belki de zaman başka bir hikâye yazacak.
Fakat siyaset bize şunu öğretti:
Dün imkânsız görünen hiçbir şey, yarının siyaseti için kesin hüküm değildir.
Bugün İzmir konuşuluyor.
Yarın başka bir şehir konuşulabilir.
Belki de yarının sorusu gerçekten Çaycuma olur.
Bunu zaman gösterecek.
Ben ise kalemimi bir kenara bırakıp bekleyeceğim.
Çünkü bazen en güçlü cevap, söylenen söz değil;
zamanın yazdığı cevaptır.
Murat İLERİ