Toprağa Değil, Kalplere Ekilmek

İnsan,dünyaya geldiği ilk andan itibaren görünmez bir yolculuğun yolcusudur.

Abone Ol

Kimi bu yolculuğu uzun sanır, kimi yarın bitecekmiş gibi yaşar.Oysa zaman, kimseye ayrıcalık tanımayan sessiz bir yol arkadaşıdır. Gün gelir,en güçlü omuzları da eğer,en gür sesleri de susturur.
Asıl mesele ne kadar yaşadığımız değildir.Asıl mesele, yaşadığımız zamanı neye dönüştürdüğümüzdür.
Bazı insanlar ömürlerini servet biriktirerek geçirir. Bazıları makamların gölgesinde büyümeye çalışır. Kimileri de isimlerini taşlara,tabelalara ve dosyalara yazdırmanın peşinden koşar. Fakat hayatın son muhasebesi yapıldığında insanın karşısına çıkan şey bunlar olmaz. Çünkü dünya,sahip olduklarımızı değil, dokunduğumuz hayatları hatırlar.
İnsanın ruhunda derin bir iz bırakma arzusu vardır.
Belki de bu yüzden unutulmak düşüncesi,ölüm kadar ürkütücüdür. Bir gün adımızın anılmayacağını bilmek,çoğu zaman toprağın sessizliğinden daha ağır gelir.Bunun içindir ki insan, farkında olmadan kalıcı olmanın yollarını arar.
Kalıcılık bazen bir kitapta saklıdır, bazen yetiştirilen bir evlatta,bazen de çaresiz bir insana uzatılan elde...
Bir çocuğun yüzünde bıraktığınız tebessüm,yıllar sonra bile yaşamaya devam eder.Bir yoksulun duası, görünmeyen bir köprü gibi insanın ardından yürür.Kırgın bir gönlü onarmak için söylenen birkaç samimi söz ise bazen bir ömre bedel olur.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, insanın kendisini merkez sanmasıdır. Oysa insan ancak başkalarının hayatında bıraktığı iz kadar büyüktür. Bir ağacın değeri gövdesinde değil, gölgesinde anlaşılır. İnsanın değeri de kendisi için yaşadıklarında değil, başkalarına kattıklarında ortaya çıkar.
Günümüz dünyasında hız çoğaldıkça anlam azalıyor.İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakmadan konuşuyor, birbirlerini dinlemeden cevap veriyor.Kalabalıklar büyüyor ama yalnızlık derinleşiyor.Böyle zamanlarda bir gönle dokunabilmek,belki de yapılabilecek en büyük iyilik hâline geliyor.
Çünkü insanın en temel ihtiyacı ekmekten önce anlaşılmaktır.
Bir omuza bırakılan dost eli,bazen uzun nasihatlerden daha değerlidir.İçten söylenmiş bir "Nasılsın?" sözü, çoğu zaman görünmeyen yaralara merhem olur.İnsan ruhu, değer gördüğü yerde yeşerir,ihmal edildiği yerde ise yavaş yavaş solar.
Günün sonunda hepimiz aynı hakikatin önünde duracağız. Ardımızda bıraktığımız evler başkalarına kalacak, biriktirdiğimiz eşyalar el değiştirecek, isimlerimiz zamanın tozlu raflarında silikleşecek.Fakat bir kalpte bıraktığımız iyilik unutulmayacak.
Belki yıllar sonra bir mezar taşımızın önünde kimse durmayacak.Fakat bir yerlerde bir anne, evladına bizim yaptığımız bir iyiliği anlatacak.Bir dost, adımızı anarken gözleri dolacak.Bir yoksul,ellerini semaya kaldırdığında bizi de duasına katacak.
İşte insanın gerçek mirası budur.
Toprak bedenimizi alabilir ama iyiliğimizi alamaz. Zaman yüzümüzü unutturabilir ama gönüllerde bıraktığımız izi silemez.İnsan, öldüğü gün değil, hatırlanmaya değer hiçbir şey bırakmadığı gün kaybolur.
Bu yüzden hayatı tüketilecek bir zaman dilimi olarak değil,ekilecek bir bereket tarlası olarak görmek gerekir.Her güzel söz bir tohum, her merhamet bir filiz, her samimi davranış yarınlara bırakılmış bir emanettir.
Gelin,ömrümüzü yalnızca yaşayarak değil,anlam katarak geçirelim.Gün geldiğinde toprağa değil,insanların yüreğine emanet edilenlerden olalım. Çünkü bazı insanlar mezarlıklarda yatar, bazıları ise dualarda yaşamaya devam eder.

Murat İLERİ