Günler geçer,aylar geçer,hatta yıllar geçer,fakat ruh aynı yerde bekler.
Çünkü bazı bekleyişler saatle ölçülmez.Bazı yollar kilometreyle hesaplanmaz.
Bazı yaralar da takvim yapraklarına sığmaz.
Ben bunu en iyi, demir kapıların ardında geçen günlerde öğrendim.
Cezaevinde insanın ilk kaybettiği şey özgürlüğü değildir aslında.İlk kaybettiği şey zamana olan hâkimiyetidir. Sabahın ne kadar uzun,gecenin ne kadar ağır olduğunu orada anlarsın.Bir pencereye düşen güneş ışığı bile insana bayram gibi gelir.O zaman fark edersin ki mutluluk dediğin şey büyük zaferlerde değil, yağmur kokusunda, bir kuş sesinde, toprağın nefesinde saklıdır.
Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları…
İçimde hâlâ yalınayak dolaşan bir çocuk var. Ardından ne kadar taş atılırsa atılsın, insanlara olan inancını bütünüyle kaybetmeyen bir çocuk.Dünyanın bütün hesaplarını öğrenmiş olmasına rağmen kalbin hesabını yapamayan bir çocuk.
Hayatın en büyük bilgeliği bazen hiçbir şey bilmediğini kabul etmektir.İnsan yaş aldıkça büyüdüğünü sanıyor.Oysa büyümek,içindeki çocuğu öldürmek değil,onu koruyabilmektir.
Bugün ardımdan konuşanlar var.
Dün yanımda yürüyenlerin bazısı bugün gölgeme bile selam vermiyor. İnsan buna önce kırılıyor,sonra düşünüyor.Çünkü her söz sahibini anlatır.Her dedikodu aslında eksik kalmış bir vicdanın sesidir. Dağların yüksekliği, eteklerinde konuşulanlarla azalmaz.Nehirler de arkalarından söylenenlerle yön değiştirmez.
Sabır dediğimiz şey tam da burada başlıyor.
Sabır beklemek değildir yalnızca. Sabır,beklerken çürümemektir. Fırtınaya rağmen kök salabilmektir. Karanlığa rağmen güneşi unutmamaktır. Toprağın aylarca sessiz kalıp baharda yeniden çiçek vermesi gibi, insanın da en zor günlerinde umudunu saklayabilmesidir.
Hele bir kere güneşler yansın dağların omzuna…
Kertenkeleler üşümesin taş diplerinde.
Böğürtlen dikenleri yeniden ballansın.
Gelincikler hiçbir bedel istemeden açsın.
Çünkü hayatın en güzel tarafı,bütün acılara rağmen yeniden başlayabilmesidir.
Ben biliyorum...
Bir gün armut ağaçları temmuzu yüklenecek dallarına.
Bir gün yıldızlar yeniden seslenecek gecenin koynundan.
Bir gün toprağın kokusu bütün yorgunlukları susturacak.
O gün geldiğinde ne cezaevinde geçen günlerin hüznü kalacak ne de ardımdan konuşanların sesi.
Geriye yalnızca yürüdüğüm yol kalacak.
Ve o yolun sonunda, yıllardır beni terk etmeyen bir misafir...
Yağmurun altında göğe bakan,umut etmeyi unutmayan, yaralansa da kirlenmeyen o çocuk.
Hele bir kerrecik daha yalınayak yere değsin...
İçimdeki çocuk.
Murat İLERİ